Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler – İnilti

1961-1964 Bakırköy Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde personeli yetiştirme amacı ile Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından görevlendirilen Bedia Tuncer, hastaların hislerini yazı ile ifade edebileceğini sezince onlara şiir yazdırmış ve basılmağa değer olanları “İnilti – Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler” adı ile 1964 yılında Matbaa Teknisyenleri Basımevinden neşretmiştir. Bu yazıda beğendiğim şiirleri derledim.

Kitabın Önsözü
«1961-1964 yılları arasında Bakırköy Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde personeli yetiştirme amacı ile Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından görevlendirilmiş idim. Bu çevreye yardım etmek ve bambaşka dünyaları olan hastaları yakından tanımak, benim içün kaçınılmaz bir istek olmuş idi.

Ödevimin dışında hastalarla daha çok yakınlaşma fırsatını bulup, aralarında hislerini yazı ile de dile getiren kabiliyetlerin bulunduğunu sezdim. Bu arada yayınlamağa değer şiirleri derledim. Onların dünyasını tanımak, bana onların hîç de sanıldığı gibi tamamen unutulmağa mahkûm insanlar olmadığı gerçeğini kabûl ettirdi.

Önünüze serdiğim bu şiirlerde onların da sevgileri, nefretleri, üzüntüleri, acıları, özlemleri, haksızlığa karşı direnmeleri, iyiliği kabûl edip kötülüğü reddetmeleri dile gelir.

Bugün yayınlanmasını istediğim bu küçük kitap, hastalar tarafından her yıl hazırlanan ve 1963 yılında şahsî buluş ve gayretimle spor ve şenlik bayramı programında yer alan halk türküleri ile süslenip renklendirilerek yapılan beden hareketlerinin bir parçası sayılır.

Eğer bu kitap ile akıl hastalarının eğitimi alanında küçük bir hizmet yapabildim ise onların sisli, bulutlu dünyalarına nurlu ve ışıklı küçük bir pencere açabildim ise bu benim içün büyük mutluluk olacaktır.»

29 Ekim 1964, İstanbul.
Öğretmen
Bedia TUNCER

* * *

SEÇMELERİM

Zafer

Düşmüştü baktı bir gün,
Aynada saçına kırlar.

Geçmişti, kaybolmuştu,
Mazide kalan yıllar.

Bir de baktı başlamış,
Vücudunda sızılar.

Dedi: “Gitti, kayboldu,
Geri dönmiyen yıllar”

33-A servisinden B.İ.
Prot. Nu: 962/0277

* * *

Tanrım

Tanrım bana sabır ver,
Tahammülüm yok artık.

Gözüme bir perde ger,
Tahammülüm yok artık.

Bu deliler âlemi,
Büktü benim belimi.

Bu bitmeyen elemi,
Tanrım doldur çilemi.

34. Servisten G.K.

* * *

Allah Muhafaza

Zorba kız kaçırır
Kamarot kurşun kaçırır
Karaborsacı döviz kaçırır
Zengin hanım kürk kaçırır
Ağa koyun kaçırır
Orman eşkıyası kütük kaçırır
Ve sonunda bize kaçırmak için
Elbette akıl kalır.

33-B servisinden Y.K.

* * *

Yolcu yahut Taburcu

-Hancı şiirine nazire-

Bakırköy’den gidiyorum, yolcuyum artık.
Şu benim pijamaları dür yavaş yavaş.
Doktor Bey bitti bak benim de cezam,
Taburcu kâğıdımı ver yavaş yavaş.

İşte ben her taburculukta böyleyim.
Öteyi ne sen sor, ne ben söyleyeyim.
Kaldır artık tımarhaneyi, neyleyim?
Şoför, otobüsü sür yavaş yavaş.

Bende çok resim var, hem değil yırtık.
İki aydır odamın kapısı örtük.
R. G. bir de sarhoş oldu mu artık,
Bütün sırlarını der yavaş yavaş.

İki ay ne çabuk geçti, sanki daha dün.
Etajerim bezle yine örtülsün.
Odamdan da Bağlarbaşı görülsün!
Bütün perdeleri ger yavaş yavaş.

İşte ben her taburculukta böyleyim.
Öteyi ne sen son, ne ben söyleyeyim.
Kaldır artık tımarhaneyi, neyleyim?
Şoför, otobüsü sür yavaş yavaş.

24-A servisinden R.G.Ö.
Prot. Nu: 963/323
Not: Günde 16 paket sigara içen hastanın şiirlerinden biri daha.

* * *

Manzum Destan

-Tiryakilere-

Bir destan söylesem acep
Bütün sigara tiryakileri darılır mı?
Doldursam ceplerine eğlencelikleri,
Gözleri sigaradan ayrılır mı?
Tiryakiler tütünü ne çok sever,
Birini yakmadan ötekini everler,
Sigaraları tükenirse başlarını döverler.
O da erkeğim diye övünür mü?
Hattâ benim bile olsaydı.
Bir sigara yakardım,
Burnumdan çıkan dumana bakardım.
Kafam eserse kırk şeytanı yıkarım.
Kırıldı arabam, devrildi tekerim,
Ah, bu zalim sigaradan neler çekerim!

33-B servisinden D.K.
Prot. Nu: 959/1876

* * *

Bayrak

Kefenim olsun eski bir bayrak,
Her tarafı kırmızı, ortası ak.

Mezarımın üzerine koymayın taş,
Üzerimden uçan kuşlar söylesin askerî marş.

Cesedimi koyun ayakaltı bir yere,
Üzerimden geçsin top, tank, piyade.
Türk’ün orduları olsun yıldızlardan ziyade.

Hey Türk, yüksel, yüksel!
Tanrı uzattı sana el.

13. Servisten A.D.

* * *

Doktor Bey

Doktor Bey bana bak bana!
Aklını fikrini topla başına!
Hakkımda her zaman kötü davranma,
Aklımın duvarı ister badana.

40. servisten R.G.Ö

* * *

Genç Gönüllere

Söylemek isterim ki birçok gönüllere
Aşk içilen bir şarap gibidir, asla inanmayınız.
O kadınlar ki benzerler mor dikenli güllere
Renklerine kanıp da mest olup yanmayınız.

Neyinize yetmiyor şu mor renkli akşamlar,
Bir kızın gözlerinden daha gölgeli çamlar
Kalırsa gönlünüzde, şimdiden paslı gamlar
Size yansın rüzgârlar, ağlasın çağlıyanlar.

Aşk bir tufan olup da beni alsa engine,
Gene gönlüm barışmaz, gözlerinin rengine!
Gönlüm kapılmaz bir daha onun pis nefesine
Ben artık âşıkınım, güzel bülbül sesine.

40. servisten A.K.

* * *

O Meçhul Köprü

Bir destan aldım ulu merkezden,
Bahseder durur meçhul eserden.
Bir köprü varmış, sorsam sezerden
Acep nerde o meçhul köprü?

Neleri kasteder, neden dem vurur?
Birçok şeylerden bahseder durur.
Belki de muhayyel bir köprü kurar,
Acep gönülde mi o meçhul köprü?

Destan çok muğlak, anlayamadım.
Bir mendil bulup sallayamadım.
Sözde avcıyım, avlayamadım.
Mehtaba bekçi mi o meçhul köprü?

Acaba o köprü hayal mi beylik,
Altından su geçer, etraf yeşillik
Koca bir tabiat, uçarken keklik,
Uçsuz bucaksız o meçhul köprü.

Baharda âşıklar toplanır orda,
Kimisi evine, kimisi surda
Kimi de Niğde’de, kimisi Bor’da
Kimlere uğraktır o meçhul köprü?

Yalnız köylü mü hep oradan geçer?
Kimlerin kalbini sevdalar biçer?
Buluşup ayrılan da hep oradan geçer,
Turan elinde mi o meçhul köprü?

36. servisten R.A.
Prot. Nu: 1949/4071

* * *

İnsan muhayyilesinde (hayalinde) Feza (uzay)

Aysız bir gece
Gökyüzü ufuklara kadar
Yıldızlarla donanmış
Parıl parıl parlıyor.
Kâinat dediğimiz bu sonsuz âlem
Sanki bir şenlik yapıyor.
Dünyaya her veda eden insan da
Bu âlemden ayrılıp gidiyor
Fakat bu âlem
Hep yerinde duruyor.
Yok mu bu âlemin bir hududu?
Yok mu bu âlemin doğduğu bir zaman?
Yok mu bu âlemin söneceği bir zaman?
Bunu kim biliyor?

14-A servisinden Y.T.
Prot. Nu: 1963/3251

* * *

TIMARHANE

Şöyle bir devran yapayım dedim
Tesadüf attı tımarhaneye
Bir demir kapı şişman kapıcı
Bırakmaz gideni çilehaneye.

Gözettim etrafı, kimler delidir?
Hangi sebeplerden, neden delidir?
Her biri bir çeşit işten delidir.
Bağrında kimler var, ah tımarhane!

Deliler hâlinden mahşer kopuyor.
Kimi kahkahalar atıp gülüyor
Kimi ağlıyor, kimi fırlıyor
Ne kadar garip yersin tımarhane

Öyle bir çiftlik ki eşi bulunmaz
Çeşmeğe gitsem suyu bulunmaz
Yeşil ağaçlarında meyve bulunmaz
Ne kadar garipsin, ah tımarhane!

Zengin servetinden mahrum olunca
Memur mevkiinden bezgin olunca
Kimi de evinden dargın olunca
Hep sende misafir, ah tımarhane!

Uzaktan gördüm bir yeşil türbe
İçine girdim vallahi tövbe
Sanki hicranla yoğrulmuş belde
Ne kadar garipsin, ah tımarhane!

Fazla konuşsam manyak diyorlar
Az konuşursam şizo diyorlar
Etrafta koşsam psiko diyorlar
Sen de şaşırdın, ah tımarhane!

Tımarhane Servisi
(36) 25.4.1961
R.A.

* * *

MAZİNİN SESİ
Eski hatıralar benliğimi de sarmış,
Meğer bu dünyada unutmak varmış,
Şimdi bir hayal oldu o eski mazim,
Artık geçen günlerim dertli ve hazin.

10. Servisten H.C.G.
Prot. Nu: 959/340

* * *

HABERİN OLSUN

Sevgilimin adı Aysel’dir,
Odur bana gönül veren.
Şimdi ettin beni verem!
Gözlerin kızarmış,
Neden ağladın?
Yoksa bir başkasına mı
Gönül bağladın?
Ben yamaçtan gideyim,
Yol senin olsun.
Ben zehir içeyim,
Su senin olsun.
Bir sevgili bulmuşsun,
Hayırlı olsun.
Bir tane de ben buldum,
Haberin olsun!

36. Servisten N.A.
Prot. Nu: 1957/3710

* * *

13 Ağustos 1963 Salı tarihli “Son Saat” gazetesinde, kitabı derleyen öğretmen Bedia Tuncer’le yapılan “Personelleri Yetiştiren Hastahane” başlıklı röportajda bu şiir neşrolunmuştur.

TÎMÂRHÂNE

Kimi garip
Kimi veli
Kimi deli
Birlik şu ki:
Hepsi birbirinden dertli
Ağlıyanı var
Güleni var
Bağıranı var
Anlaşılan, evet anlaşılan
Olmamış hiçbirine
Talihleri yâr
Kimi bekler
Kimi gelir
Kimi gider
Ne kadar iyileşsen de
Gün gelir
“Tımarhane görmüşsün” denir.

7-B Servisinden R.P.
Prot. Nu: 963/587

* * *

TÂLİH BU

Sene 1968, çarşamba günü
Boyladım öğlende Bakırköy’ünü
Eylediler tedavi elektrikle şok
Dediler üzülme, sende bir şey yok.

Dumanlıdır dağlar, ufuklar kara
Bu dert de açtı kalbime yara
Koydular teşhisi baktım karara
Devalı mı devasız mı bilmiyorum sara.

Gezmişim bunca hayat daima yaya
Âlimler çıkmak isterler Ay’a
Talihsiz gelmişim fani dünyaya
Tevekkülmün ne’deyim yüce Tanrı’ya.

24-A Servisinden İ.S.
Prot. Nu: 963/4035

* * *

KAR MUSİKİSİ
-Yahya Kemâl’e nazire-

Gönlüm bu diyardan ve şu kardan çok uzakta
Hep “Üsküdar”ın şarkısı var eski plakta
Kalbim dolu “Mecnun” ile “cennet” havasından
Geçtim yine karlanmış ağaçlar arasından.

Duydumsa da zevk almadım ömrüm kederinden
İstanbul’a hasretteyim derinden.
Gittikçe ağırlaştı yağan kar ve karanlık!
Rüyamda bütün bir gece hep evdeyim artık.

24-A Servisinden R.G.Ö.
Prot. Nu: 963/323

* * *

VASİYYET

Eğer senin sevgine doyamadan ölürsem,
Ben de bir fani gibi toprağa gömülürsem
Ne olur kabrime getir, birkaç tane karanfil
Şu benim son arzumu kendine vazife bil.

Getirdiğin bukete iki tane de gül kat,
İster yavaş yavaş koy, istersen uzaktan at,
Sadece inan bana, sevdim seni gerçekten,
Onun için istedim, o sevdiğin çiçekten.

36. Servisten İ.G.
Prot. Nu: 959/733

* * *

Bir insanın akıl hastanesinde hangi teşhisten ve nedenden dolayı tedavi gördüğü mühimdir. Unutulmamalı ki bazen talihsiz koşullar, yüksek zeka veya yalnızlık, kişinin yolunu buraya bağlayabilir.

Derleme: Aytekin Alpaslan


AlpAytekin

Kökten Türkçü, pagan, liyâkatçı, militarist. Halkbilimci...

 1170 kez okundu. 

Beŋzer Yazılar