Dağ I, Dağ II, Panzehir filmlerinin ve Börü dizisinin yapımcısı, Gök Türk üçlemesi filmlerini çekecek olan Alper Çağlar’ın Börü dizisinin son bölümü niteliğindeki filmi, önceki yapıtlarına göre bekleneni vermedi. Önceki yapıtlarındaki ruh, doku, başarı ve gösterdiği duruşu bilinmektedir; samimiyeti inandırıcıdır. Bu konularla ilgili yeterince veri ve yorum internette yer aldığı için bu yazıda ayrıca ele alınmayacaktır. Bu yazıda yalnızca Börü sinema filminin eleştirisi konu edinilmiştir. Sinemayla ilgili teknik bilgi sahibi olmadığımız için çekim, prodüksiyon, kamera vb. alanlarda değil, yalnızca içerik, konu ve karakterler alanında ilgili başlıklar altında bir eleştiri yapılacaktır.

Yapay, Eğreti, İtici Kısımlar

Filmde yer yer sahnelenen motive edici konuşmalarda içinde bulunulan duruma ve topluma uymayan bir yapaylık hâkimdir. Mesela, benzincideki buluşmada yapılan konuşma buna örnek gösterilebilir. Konuşmalarda hem biçim hem içerik yönünden bir yapaylık söz konusudur. Yani konuşmalar, biçim yönünden kitabî niteliktedir. Yazı dili ile konuşma dili arasındaki fark dikkate alınmadan hazırlanmış ve ayrıca konuşmanın yapıldığı bağlam, ortam da dikkate alınmamıştır. Benzincideki konuşma, oldukça sıkışık bir zamanda ve kendilerinin acilen intikal etmeleri gereken bir durum içindeyken gerçekleşmektedir. Buna rağmen, böyle sıkışık bir zamanda herkes zaten ne yapacağını biliyorken onları yüreklendirmek için yapılan motivasyon konuşması, konuşma diline ve ortama uyumsuzluk göstermektedir. Konuşma yapılan operatör personelin hepsi deneyimli ve uzman profesyonellerken ve acil desteğe gitmeleri gerekirken hepsinin yapay ve başarısız bir konuşmayla -deyim yerindeyse- “rehin alınması”, izleyicide gerçek dışılığın batmasına neden olmaktadır.

Filmde neredeyse her bir karakterin mimik ve jestleri, duruş ve bakışları, yani kısaca beden dili de aynı şekilde bir yapaylık içindedir. Hatta, kimi oyuncularda bu durum iticiliğe kadar varmaktadır. Manalı, derin bakışlar, çatık kaşlar, uzaklara bakmalar, yan profilden çekimler, manidar sözler filmdeki tüm kolluk kuvvetlerine sanki standart olarak uygulanmış ve hepsi beden dili yönünden tek tipleştirilmiştir. Bu durum izleyicinin gözünde ve hislerinde gerçekliği azaltmaktadır. Söz konusu durumların iticiliğe vardığı doruk noktası ise filmdeki adı Turan Kara olan Atıf Emir Benderlioğlu. Kendisi Hop Dedik (2011), Deli Dumrul (2010) gibi filmlerde de tamamen aynı rolü oynamış bir oyuncu olarak bilinmektedir. Bu filmlerde de aynı Börü filmindeki gibi itici ve nadan bir rolde ve aynı saç sakal imajıyla rol almıştır. Ne yazık ki filmdeki en itici, en rahatsızlık verici oyuncunun beden dilinden dolayı bu oyuncu olduğu değerlendirilmektedir. Bu oyuncu, filmde sürekli “ölürüz icabında” tarzı sözler deyince sonunda artık “ayüküyn mü agaaa” demesi de beklenirdi, şükür ki o olmadı. Neden yerli filmlerde dobra, yürekli, dürüst, iyiliğe adanmış, aklı kurnazlığa çalışmayan insanların “halktan” olduğuna vurgu yapılırken bu vurgu o kişide tamamen vülgarize edilerek gösterilir? Yerli dizi ve filmlerimizdeki bu yanlış ve daha da önemlisi “tehlikeli” algı artık kırılmalıdır. Yerli dizi ve filmlerimizdeki bu tiplemenin bir başka varyantı Recep İvedik’tir. Bu örnek, içinde bulunulan durumu daha da netleştirecek ve somutlaştıracaktır. Börü filminin yapımcısı belli, önceki yapıtları belli. Bu durumlara daha çok dikkat edilmesi gerektiğini düşünülmektedir. Yapımcının önceki yapıtları olan Dağ I ve Dağ II filmlerinde bu tip “halktan” karakter “Bekir” idi, ancak onda böyle bir iticilik, vülgarize tipleme söz konusu değildi.

Filmde Cüneyt Arkın’ın oğlunun bir aşk meselesi var. Bunun gerçeğe dayanıp dayanmadığını bilmiyorum. Dayanıyorsa başka, ancak eğer bu aşk konusu gerçek bir olaya dayanmıyorsa konusu belli bir filme aşk meşk sokarak onu pembe diziye çevirmeye hiç gerek yoktu. Filmdeki kötü adam Tolga ile aynı kızı seviyorlar falan… Her konuda, temada illa ki bir çalkantılı aşk meşk olayına yer verilmesini yerli dizi ve filmlerdeki itici klişelere bir başka örnek olarak kaydetmek gerek.

Başarısız Mesajlar

Filmde Balyoz kumpası yeterince doğru ve başarılı işlenememiş, eksik kalmıştır. İşlendiği kısımlar ise gayet güzeldi. Ancak bana göre karşılanması beklenen asgarî düzeyin de altındaydı. Biraz araştırınca Börü’nün 6 bölümlük dizi bölümlerinde bu konunun işlendiğini gördüm. Ben henüz diziyi izlemedim. Muhtemelen orada yeterince ve güzelce işlenmiştir. Bu, internet üzerindeki yorumlardan anlaşılabilmektedir. Ancak şu var ki, bu film eğer sinemada gösterime girmiş bir filmse ve filmde giden seyirci arasında diziyi izleyenler kadar -belki daha da çok- izlemeyenlerin olacağı da düşünülerek, ilgili mesajlar bu sinema filminde az olsa da daha öz, daha yoğun, daha vurucu ve net yapılabilirdi. Böylece çerçeve çizilir, verilmesi gereken mesaj ve yapıtın çerçevesi netleşirdi. Yine belirtmek gerekir ki bu film, dizisi izlenmeden de anlaşılabilecek bir filmdir. Çünkü konusu, teması bellidir, ortadadır. İşte bu yüzden filmin diziler dahil ana mesajları ve ilkeleri daha net ve dolgun olmalıydı.

Filmde 15 Temmuz gecesi yaşanılanlara dayanılarak, olaylar nedeniyle gördüğü her üniformalı askerden şüphelenen insanlar karşısında çaresiz kalan Türk Hava Kuvvetleri personelinin PÖH Şube Amirinden yardım istemesi sahnesine de değinmek gerek. Amirin, vatandaşı yatıştırmak için yaptığı konuşmanın ortamla uyumsuzluğu ve yetersizliği, bu yazının ilk başlığının ilk paragrafında belirtilen durumla benzerdir. Asker bizim askerimiz, onlar ise asker üniforması giymiş düşmanlar, sızıntı hainler mesajının yeterince başarılı şekilde verilememesi böyle bir film için büyük bir eksiklik olarak görülmelidir. Oysaki ülkede binlerce asker yakınının ve bilinçli Türk vatandaşının derdine çare, sesine ses olabilmek için o mesajların daha net ve başarılı işlenmesi gerekmekteydi. 15 Temmuz gecesiyle ilgili hâlâ bazı kalın kafalara oturmamış çok gerçek var. Madem yapımcı bunlara önem veren biri, madem konu bu, madem mesaj kaygısı taşıyan bir film, o halde bunlara özen göstermemek büyük bir eksiklik olarak düşünülmektedir. Bu mesajlar doğru verilemezse film çomar avam gazı alan çakma milliyetçi absürt dizi ve filmlerden ayırt edilemez. Filmde o amirin, üniformalı bütün Türk Silahlı Kuvvetlerini düşman olarak görüp FETÖ mensuplarıyla aynı kefeye koyan (aslında o kesimin asıl derdi başka) kişilere haddini bildirmesi beklenirdi. Ancak yapılan konuşma havada kaldı, altı doldurulamadı. Yok o üniforma Çanakkale’de kanla sulanmış da yok bilmem ne, bunun altını dolduramadıktan sonra söylenen sözler boş hamasi sloganlardan farksız kalır. Böyle olursa bu yönüyle piyasada içi boş, kof, fevri, yozlaşmış milliyetçilik algısına sahip kişilere seslenen, onların gazını alan, onların slogan milliyetçiliğine uyan diğer dizi ve filmlerden farkı kalmaz, aynı kefeye girer. Bu haliyle de yapımcının eserlerini ilgiyle takip eden bilinçli izleyicilerin rahatsız olmasına ve tavır değiştirmesine neden olabilir. Çünkü bu bilinçli kitle, bilinçli olmanın gereği olarak eleştirel düşünmeye sahiptir. Konu bağlamında söyleyecek olursak eleştirel ve bilinçli bir zihin, kendi aidiyetinde olan bir grubun, fikrin, kişinin, olayın, durumun bir yanlışı olduğunda bunu belirtir, eleştirir ve böylece bunun düzelmesini sağlar. Ancak fanatik ve köylü zihniyetine sahip zihinler, kendi aidiyetinde olanların yanlışlarına kör ve sağır olur, hatta onu bilinçli olarak görmezden gelir, gizler veya inkâr eder. Nasıl olsa bizdendir düşüncesiyle onun yanlışlarını düzeltmekten, göstermekten kaçınır. Piyasadaki yoz ve kof milliyetçi film ve diziler bu zihniyette olan kitleye seslenir. Alper Çağlar’ın yapımlarını takip eden kitleninse “büyük ölçüde” ilk kısımdaki zihinlerden oluştuğu düşünülmektedir. Yapımcının bazı röportajlarında Börü filmi ile ilgili “her kesime seslenmek, her kesimi kucaklamak” yollu söylemleri, yapımcının yapıtlarında yukarıda tespit ve tarif edilen kesimin beğenisine ve piyasa gücüne doğru bir yönelime ve dönüşüme neden olup olmayacağı endişeleri uyandırmaktadır. Bilindiği gibi son dönemlerde artan bu tarz yoz ve kof milliyetçiliğin bir uzantısı olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin özel harekât birimlerine, yani Öz.K.K.lığı, SAT, SAS, PÖH, JÖH, JÖAK/JOPER gibi özel birimlerimize zaten önceden var olan haklı ilgiden beslenilerek bu ilgi bu kesimce yeni bir yöne doğru savrulmuştur. Bu savruluşu kısaca tarif etmek gerekirse birimler arasında yarış, birimlere personel temini, yabancı özel harekât birimleriyle Türk birimlerini kıyaslamak, illa ki biri iyi biri kötü diye bir sonuç beklemek, uyumsuz ekipmanlarla bilgisiz yargılarla sosyal medya paylaşımlarında bulunmak gibi olay ve durumlar sıralanabilir. Türk vatandaşlarının özel birimlerine ilgi göstermesi elbette hem güzel hem de gereklidir. Ancak altını çizdiğimiz gibi, son dönemlerde peyda olan yoz ve kof milliyetçilik içindeki kesimlerin bu ilgisi, tarif edilen tarzda olumsuz bir yapıdadır ve bunu sonu tüketimdir. Yani bir süre sonra bu kavramların ve kurumların zihinlerde içinin boşaltılması, sıradanlaştırılması, tüketilip unutulması sonucunu doğuracağı değerlendirilmektedir. Buna dikkat edilmelidir.

Kaş Yapayım Derken Göz Çıkarılan Yerler

Börü ekibi, teröristlerin gasp ettiği helikopterden yapılan takip ve saldırıdan kurtulmak için bir tünele girer. Tünelden geçmekte olan bir taksiyi durdurmaları gerekir. Bu taksi şoförünün vatansever rolde olması, ancak aynı zamanda çember sakallı bir imaja sahip oluşu filmin “toplumun tüm kesimlerine seslenmek” amacının cılkının çıktığı yer olarak kaydedilmiştir. Yukarıdaki “vülgarize” tiplemedeki yerleşik yanlış algıya bir örnek de bu algıdır. Toplumdaki ve bunun bir sonucu olarak yerli dizi ve filmlerdeki kalıplardan biri olan bu durum, oyuncunun kişilik özellikleri ile beden folklorunun, beden sosyolojisinin birbiriyle özdeştirilmesini getirmiştir. Yani “halktan”, içimizden, iyi, dürüst vs. olan kişi inşa edilirken “aman canım, bize bir şey olmaz, ne olacaksa da olsun” tarzı kişilik özelliğinin yanında beden imajı olarak da sakallı, özellikle kirli ve değirmi sakallı olarak kurulmaktadır. Bu filmin sanat için sanat anlayışında olmadığı, toplum için sanat anlayışında olduğu ortadadır. Bu yüzden toplumdaki yanlış algıları beslemesi ve onlardan beslenmesi değil, eğitici ve düzeltici bir anlayışta olması beklenirdi. Toplumun her kesimine seslenmenin, kucaklamanın bu yolla olamayacağı gözden kaçırılmıştır.

Özel Kuvvetler Komutanlığının hem Türk Silahlı Kuvvetleri hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti için son derece önemli, kritik, stratejik olduğunun gösterilmesi güzel ve başarılıdır. Ancak Öz.K.K.lığı personelinin pasif gösterilmesi kesinlikle bahanesi olmayan bir hata olarak önümüzde durmaktadır. Dağ I ve II filmlerinin yapımcısı olan bir kişinin bu filmde böyle bir hataya düşmesinin gafletten başka açıklaması olamaz. Bu durum, 15 Temmuz gecesiyle ilgili gerçeklerle de bağdaşmamakta. Filmde FETÖ kalkışmasının bastırılmasında PÖH’ün, askerden daha etkinmiş gibi hissettirilmesi dikkat çekici. Ancak 15 Temmuz olaylarına bakıldığında gerçek bunun tersidir. Tüm özel birimlerimiz göz bebeğimizdir ve birini diğerinden üste tutmak yanlıştır. Ancak hissettirilen yargıdan dolayı filmi izleyen ve konuyla ilgili yeterince bilgisi ve bilinci olmayan zihinlerde bu durum bu şekilde kodlanmaya neden olacaktır.

Mantık Hataları

Adı Börü olan seçkin bir timin personeli, diğer personel arkadaşının dediği “Aspanda bürküt, jerde kök börü ol” sözünün anlamını bilmemesi bu filme oturmamış. Böyle bir sözün bu filmde kullanılması gayet güzel. Muhtemelen seyirciye bu sözü belletmek ve anlamını öğretmek için sözü kullanacak bir sahne aranmış. Halbuki daha uygun sahneler bulunabilirdi. Sözün anlamının bir diğer Börü personeli üzerinden yapılması mantığa uymamaktadır.

Mesaj verme kaygısıyla bazı sahnelerin gereğinden fazla uzatıldığı da göze batıyor. Mesela Öz.K.K.lığı içindeki büyük çatışma sırasında teröristlerin kontrolündeki tankı etkisiz hale getirmek için anti-tank mühimmatı lazım olur. Bunun için iki Börü personeli, teröristlerin ele geçirmediği tek cephaneliğe gider. Burada bir parantez açmak gerekirse bu durum da düşündürücüdür. Teröristler diğer iki cephaneyi ele geçirir ve elinde tutar, ancak nedense bir tanesini bırakır. O bıraktıkları da gizli bir cephanedir. Konuya dönersek, iki Börü personeli cephaneliğin kapısını el bombasıyla patlatıp açarlar. İçeride ilgili mühimmatı bulurlar. Ancak bu sırada havadan sudan geyik muhabbetleri yaparlar. Yahu, dışarıda millet birbirini kırıyor, vuran vurana gidiyor, böyle bir zamanda böyle profesyonel, deneyimli iki personelin bu yaptığını nereye koymak gerekir?

Son sahnedeki teke tek dövüş sahnesi artık yaka silktiriyor. Film izlerken insanı utandıran bir sahnedir. Hem dövüş gerçek dışı hem de o ortamın mantığı. Binanın üst katındaki Börü personeli, kaçmak için helikopter pistinde kendini kaçırmaya gelecek olan helikopteri bekleyen kötü adamı görüyor. Silahını ona doğrultuyor. Onu almak için yanaşan helikoptere ateş ediyor ve helikopter piste inemeden kaçıp gidiyor. Böylece kötü adam pistte tek başına kalıyor, kaçamıyor. Binanın üst katındaki Börü personelinin tamamen açık hedefi haline gelen kötü adam öylece duruyor. Sonra Battal Gazinin torunu Van-Q* (Murat Arkın) geliyor ve o kötü adamla teke tek çıplak el dövüşüyor. Hem onda hem de kötü adamda silah var. Ancak birbirlerine karşı silahlarını yere atıyorlar ve dövüşe hazırlanıyorlar. Bu sırada Öz.K.K.lığı binasındaki onca deneyimli asker ve polis ne yapıyor? Çatışmalar bitti, ancak herkes nerede? Binadaki o Börü personeli, ikisini dövüşürken görüyor da sonra nereye kayboluyor, niye olay yerine gitmiyor? Niye böyle olağanüstü ve riski bir gecede işi şansa bırakıyorlar, niye kimse oraya gelmiyor? Haydi diyelim Cüneyt Arkın’ın oğlunun o kötü adamla aynı zamanda şahsi hesabı da olduğu için duygularına uyarak teke tek çıplak el dövüşüyor; burası kabul edilebilir. Ancak diğer onca deneyimli asker ve polis niye gelmiyor? Bu soruları daha da uzatmak mümkün.

Filmin son sahnelerinde, kalkışmanın elebaşlarından olan ve o gece kaçmayı başaran FETÖ mensubu kötü adam ABD Teksas’ta görüntülenir. Issız bir arazide lüks aracı arıza yapar ve yolda kalır. Kısa bir süre sonra iki Börü personeli gelir ve FETÖ mensubunu derdest eder. Teröristi bağlayıp ağzını bantlayarak arızalı aracın bagajına koyarlar. Ardından o arızalı aracı sürüp giderler. Bu araç ne ara düzeldi? Sınır dışı, hem de bayağı bir sınır dışı, okyanus ötesi bir operasyonu PÖH personeli yapabiliyor muydu?

Güzel Yerler

15 Temmuz gecesi sokağa çıkan insanların kalkışmanın bastırılmasındaki etkisinin yalnız sınırlı ölçüde olduğu, bunun da genel tabirle “psikolojik” olduğu, kalkışmanın bastırılmasındaki asıl ve etkin rolün Türk güvenlik güçlerinin olduğunun hissettirilmesi, filmdeki en doğru ve güzel nadir unsurlardan biri olmuştur. Eğer bu mesaj gerçekten böyle verilmişse, ben doğru anlamışsam tabii.

Ekipmanlar, Dağ filmlerinden de bilindiği üzere oldukça başarılı. Birçok yerli dizi ve filmde gerek şimdiki zaman gerek tarihî dönemlerdeki asker üniforması ve ekipmanlarının hatalı olduğuna ilişkin tartışmalar bilinmekte.

Oyuncular

Kötü adam rolündeki Can Ergis’in filmdeki adı “Tolga Erlik”. Börü timindeki karakterlerden birinin adı ise “Kaya Ülgen”. Filmdeki karakterlere Türk paganlığından iki varlığın adının konması güzel bir gönderme olarak durmaktadır. Cüneyt Arkın’ın oğlunun adı Kemal Boratav. Halkbilimci Pertev N. Boratav’a mı gönderme var, anlayamadım. Kel karakter Ahmet Pınar’ın filmdeki adı “Barbaros Çepni”. Barbaros adıyla ünlü Türk denizcisi Barbaros Hayreddin Paşa’ya gönderme yapılmış. Çepni ile de Oğuzların Üç Oklar kolundan Gök Han soyuna mensup dört boydan biri olan Çepni adının işlenmesi güzel olmuş.

FETÖ mensubu olmak ve yönetimi Türk Silahlı Kuvvetlerine sızarak ele geçirmek gibi böylesine kötü bir role yakışıklı birinin verilmesi bana göre yanlıştır. Filmdeki kötülerin kim ve ne olduğu, imajları, jargonları bellidir. Mesela, Teksas’ta yakalanan kötü adam, bu özellikleri badem bıyık gibi göstergelerle, kılık kıyafetiyle tamamen karşılamaktadır. Beden imajı başarılı bir şekilde kurulmuştur. Ama Tolga Erlik bu tarz göstergeleri taşımamaktadır. Ancak Börü dizisinde Tolga karakteri, Börü timinin içindedir. Diziyi izlemediğim için bu bağlantıyı tam kuramıyorum. Bu durumla ilgili muhtemelen bir alt yapı vardır. Öyleyse niye yorumda bulunduk, çünkü karakter ve beden özdeşimi üzerinden bir öneri sunmak istedik.

Genelde absürt ve komedi (ayrı tür olarak kastedildi) filmlerinden görmeye alışık olduğumuz Zafer Algöz’ün Börü timi içinde etkin bir rolde oynamasının bu filme pek de uymadığını düşünmekteyim.

Sonuç olarak bu film, bana göre kaş yapayım derken göz çıkarmış bir filmdir. Yukarıda sözü edilen milliyetçi tarzındaki kesimi söğüşlemek için çekilen film ve dizilerden yalnızca birkaç seviye yukarıda; fazlası değil. Dağ 2 filmi ile arasında dağlar kadar fark var. Filme puanım 10 üzerinden 5,5.


AlpAytekin

Kökten Türkçü, pagan, liyâkatçı, militarist. Halkbilimci...

 281 kez okundu.