Halk takvimi, sıcak ve soğuk devirler, günler, aylar ve mevsimler gibi salt bir zaman tasnifi değil, bunlarla birlikte o coğrafyanın tarım, hayvancılık ve meteoroloji bilgisini içeren, uzun yılların tecrübeleriyle ve bilgisiyle yoğrulmuş bir takvim sistemidir. Bununla birlikte yıllık hava tahmini, fal ve büyülük işlemlerde de kullanılmasıyla çok yönlülüğünü gösterir. Bölgeden bölgeye, yöreden yöreye iklim, kültür, geçim kaynağı, yaşam biçimi gibi özelliklere göre farklılık gösterir. Tarım ve hayvancılığa ilişkin bütün işler bu takvime göre işleyen bir disiplin içindedir. Türkiye’deki halk takvimi, Rumî (Hicrî-Şemsî) takvime dayanır. “Eski takvim”, “eski hesap”, “baba hesabı”, “kocakarı takvimi”, “halk takvimi”, “gayrı resmî takvim” gibi adlarla da anılır. Bu yazıda “halk takvimi” adlandırması kullanılacaktır.

Rumî takvim, Hicrî-Şemsî takvimin Osmanlı’daki adıdır. Takvimin miladı; yani başlangıcı, takvimin uygulamağa girdiği 13 Mart 1840’tır. Halk takvimi, resmî takvim olan Miladi takvimden (Gregoryen takvim) 13 gün geridir. Yani halk takviminde her ay, bugün kullandığımız resmî takvimde karşılık geldiği aynı ayın 14. günü başlar ve bir sonraki ayın 13. günü biter. Örneğin halk takviminde kasım ayı, resmî takvimde 14 Kasım’da başlar, 13 Aralık’ta biter. Mart ayı, 14 Mart ile 13 Nisan arasıdır. Ocak ayı, 14 Ocak ile 13 Şubat arasıdır. Temmuz ayı, 14 Temmuz ile 13 Ağustos arasıdır.

Halk takviminde çok çeşitli tasnifler ve bölümler vardır. Resmî takvimde bir yılın zaman bölünmesi sabit olarak gün, hafta, ay ve mevsim iken halk takviminde bunlara ek olarak bir ayın son haftası ile sonraki ayın ilk haftası, iki ay, altı ay, bir hafta, iki hafta gibi bölünmüş özel bölümler de vardır. Aynı zamanda resmî takvim ile halk takvimindeki 12 ayın adlarında aynı adlar olduğu gibi ayrı adlar da vardır. Bunlardan biri Türkçe olan “ocak” ayı yerine kullanılan zemheri veya kalandar adlarıdır.

M. 14 Ocak ile 13 Şubat arasındaki kalandar (ocak) ayının adı olan “kalandar” sözcüğünün kökeniyle ilgili iki görüş vardır. Kalandar adının tıpkı mart (march), april (yörede abrul, abril), ağustos (august) gibi Latin kökenli bir kelime olduğu anlaşılmaktadır. Latince “calendae”den (ayların birinci günü) geldiğini diyenler de vardır. İngilizcede calendar “takvim”, Fransızcada calendrier “takvim, gün bilgisi; program, zaman çizelgesi”, Rusça kalendar “takvim”, İtalyanca kalandarya “takvim” anlamındadır.

Kelime, Trabzon yöresine I. Dünya Savaşı’nda Rusların Trabzon ve çevresini işgalleri sırasında getirdikleri kartol, kartubu (<kartofel) “patates”, boşga (<boçka) “yayık”, istikan (<stakan) “bardak” gibi gelmiş olmalıdır. Şimdiye kadar I. Dünya Savaşı’ndan önce Trabzon ve yöresinde ocak ayına kalandar denildiğine ve bu adla kutlama yapıldığına ilişkin bir bilgiye rastlanmamıştır.

Kalandar ayında M. 12 Ocak’ı 13 Ocak’a bağlayan gece veya 13’ü 14’e bağlayan gece, yani bu ayın birinci gününde kendi adıyla anılan bir uygulama vardır. Kalandar geleneği Trabzon, Samsun ve Ordu iline bağlı Akkuş, Aybastı, Çaybaşı, Çamaş, Çatalpınar, Fatsa, İkizce, Korgan, Kumru, Ünye ilçe merkezleri ve köyleri ile Gölköy ve Gürgentepe ilçelerinin kimi köylerinde bilinmektedir. Ayrıca Güney Azerbaycan Türklerinde de görülür.

Kalandar benzeri başka uygulamaların örnekleri, Türkiye Türklerinin halk kültüründe çoktur. Örneğin çiğdem pilavı, şivlilik, saya gezme bunlardan birkaçıdır. Bütün bu uygulamaların hepsi toplu katılımlı törensel oyunlardır. Bu oyunlarda yapılan yemekler kolektif katılımla yapılır ve yenir. Böylece birlik beraberlik güçlenir ve pekişir, sosyal dayanışma sağlanır. Bütün bu uygulamalar, temelde aynı mantığa dayanır ve hepsi birbirinin varyantıdır. Bu ortaklığı göstermek adına verilen bu üç örnek uygulamayı açıklamak faydalı olur.

Çiğdem Pilavı: Anadolu’da baharın gelişini kutlamak için mart ayının sonunda çocuklar topluca ucu sivri kazıklarla çiğdemleri topraktan sökerek toplar. Toplanan çiğdemler dikenli bir dala takılır. Çocuklar bu süslü dal ile birlikte maniler söyleyerek ev ev dolaşırlar. Buna “çiğdem gezmesi” denir. Büyükler bu çocuklara yağ ve bulgur gibi pilavlık malzemeler verir. Bunun dışında başka yiyecek malzemeleri, meyve, sebze, kuruyemiş de verilebilir. Çocuklar, yağ veren evlere “yağ verenin oğlu olsun” diyerek sarı çiğdem verir. Bulgur veren evlere “bulgur verenin kızı olsun” diyerek mor çiğdem verir. Pilavlık malzeme çıktıktan sonra kalan diğer yiyecekler, çocuklar arasında paylaşılır. Pilavlık malzemeler bir eve getirilir ve burada büyükler pilavı yapar, pişirir. Buna  “çiğdem pilavı” denir. Önceden ayrılan çiğdem çiçekleri pilavların, pilav tepsilerinin üzerine serpilerek servis yapılır ve topluca yenir.

Şivlilik Geleneği: Konya’da üç ayların başlangıcı olan Regaip Kandiline büyükler namaz, küçükler şivlilik günü der. Ellerine birer torba alan çocuklar, gruplar halinde maniler söyleyerek ev ev dolaşırlar. Büyükler bu çocuklara çeşitli yiyecek malzemeleri, kuruyemiş, meyve, sebze, çikolata vb. verir. Bu işlem sabahtan akşama kadar sürer. Şivlilik gününde sokaklar, pazarlar bu güne özel olarak süslenir. Geceleri sokaklara fenerler asılır. Ahali pazardan, bakkaldan, aktardan alışverişini yapar. Çocuklar düdükler çalarak fener alayı yapar ve üç ayların gelişini böylece bildirmiş olur.

Saya Gezme: Hayvancılıkla uğraşan yerlerde mayıs ayında çobanlarca icra edilen bereket artırma amaçlı ritüelistik bir oyundur. Oyun akşam vakti oynanır. Oyuna başlarken sinsin ateşleri yakılır ve bir çoban ölü taklidi yaparak yerde yatar. Başka bir çoban çeşitli maniler söyler ve ölü taklidi yapan çoban dirilir. Böylece tabiatın sonbahar ve kış mevsimleri ile sembolik ölümü ile ilkbahar ve yaz mevsimleri ile sembolik dirilişi taklit edilmiş olur. Sonrasında çobanlar, üstlerine taktıkları ziller, çanlar eşliğinde maniler söyleyerek ev ev gezerler ve köy halkı onlara yemek malzemeleri, hediye veya para verir. Sonunda toplanan malzemelerle yemek yapılır ve topluca yenilip içilir.

Tekrar kalandara dönelim. Bu gece ve güne bağlı olan pek çok inanma ve uygulama vardır. Bunların ilki ve en önemlisi eve gelecek ilk kişinin uğurluluğu ile ilgilidir. Evin hanımı çeşmeden su alır, dökerek eve kadar gelir. Kalandar’ın ilk günü kimse kimseye misafir gitmez; herkes evindedir. Bu gün komşuluk yapılmaz. Ödünç herhangi bir şey alınmaz, verilmez. Gelecek ilk konuğun daha önceki yıllarda denenmiş olması ve uğurlu gelmiş olması şarttır. Uğursuz, arsız, hırsız, çirkin, deli kimseler eve misafir gelmek isterse içeri alınmaz. Bazen muziplik olsun diye köyün, mahallenin delilerini kandırıp veya onlara sigara, para gibi şeyler verip arkadaşlarının evine gönderenler de olur. Denenmemiş veya uğursuz sayılan bir kişi konuk olarak kabul edilirse o hanenin işlerinin ters gideceğine, hayvanlarının hastalanacağına, ürünlerinin kıt olacağına inanılır. Uğurlu sayılan kişi, hane reislerince özellikle davet edilir. Davet edilen kişiye armağanlar verilir.

Ordu/Gölköy’ün kimi köylerinde bunlara ek olarak başka uygulamalar da bulunur. Sabah, hamurunun içine gök (mavi) boncuk atılmış büyük bir mısır ekmeği pişirilir. Ekmek evdeki nüfusa göre paylaştırılır. Gök boncuk kime çıkarsa o kişi yılın uğurlu kişisi sayılır. Bu kişiye yıl boyunca “devletlü” denir. Bütün işlerde başlangıcı o yapar.

Diğer uygulama ise çocuklarca ve gençlerce yapılır. Bunlar, kalandar akşamı her biri tek başına veya gruplar halinde maniler söyleyerek ev ev gezerler. Torbalarını gittikleri evin kapı koluna asarlar veya eşiğine koyarlar. İhtiyaca göre torbalarına ip bağlayabilirler. Kapıyı vurup zili çalıp saklanırlar veya kapıda beklerler. Evin uğurunu ve kalandarı bozmamak için evlere girilmez. Kapı açıldığında saklandıkları yerden «Kalandar!» diye bağırır veya hiç ses çıkarmazlar. Saklanılmışsa kapının açılıp kapanma sesinden hareketle veya belli bir süre bekledikten sonra bırakılan torbalar alınır. Bu torbalara ev sahiplerince çeşitli yiyecek malzemeleri konulur. Bu torbalara bazen muziplik olsun diye çeşitli ilginç ve esprili nesneler konabilir. Bu iş böylece sürer. Sonunda kalandara çıkan bütün çocuklar, gençler bir araya gelir, topladıkları yiyecekleri paylaşır, yer içer eğlenirler. Mani, türkü, şarkı söylenir, güğüm çalınır, imkân varsa kemençe çalınır, horon oynanır. Eğlence geç saatlere kadar sürer.

Aytekin Alpaslan
KAYNAKLAR
  • ALPASLAN, Aytekin. (2013). “Türk Halk Takvimi (Kocakarı Takvimi)”.
  • DEMİR, Necati. (2012). “Trabzon Yöresinde Zaman, Halk Takvimi ve Sayılı Günler”, ZfWT vol. 4, nu. 1.

AlpAytekin

Kökten Türkçü, pagan, liyâkatçı, militarist. Halkbilimci...

 858 kez okundu. 

Beŋzer Yazılar