Atsız’ın 1972’de hazırladığı Üç Osmânlı Târihi (Oruç Beğ, Ahmedî, Şükrullâh) eserindeki (2011. İstanbul: Ötüken Neşriyat) dipnotlardan ve sözlüklerden seçtiklerimiz… Köşeli ayraç ([]) içindekiler, tarafımızca eklenmiştir.

1- Oruç Beğ Târihi

Tevatür: Arapça bir kelime olup, “doğru ve yanlış olduğu düşünülmeden üzerinde ittifak edilen konu”, démektir.
Vallâhu a’lem: Eŋ iyi bilen Taŋrı’dır.
Hatay [Hıtay]: Kuzey Çin.
Horzum: Türkler, Harzem’e Horzum diyorlardı.
Âbilistan: Elbistân
Yunan: Konya ve Karaman bölgesinin eski adı.
Doyum olmak: Eski bir Osmânlı ta’bîri olup “bol ganimet almak” aŋlamındadır.
Havale: Alınması güç bir kalenin çevresine yapılan küçük kale veyâ istihkâm demektir. Havaledeki askerler, kuşatılan şehir veyâ kaleye dışarıdan yardım girmesini öŋleyerek, şehri âciz bırakmağa çalışırlardı.
Duası oku nişâna yetişti: “Du’âdaki dileği kabûl olundu” aŋlamında bir déyim.
Üsküf: Osmânlı ordusunda kullanılan başlıklardan biridir. Daha soŋra Yeŋiçerilere mahsûs bir başlık olmuştur. Uzun bir boru gibi olduğundan kıvrılıp, enseye sarkardı. Sırmalı ve süslü idi. Şimdilik hakkında etraflı bilgi yoktur.
Laz: Eski Osmânlı târihlerinde “Laz”, “Las”, “Lazoğlu” şekillerinde geçen bu kelime “Sırp”, “Sırbistan”, “Sırp Kıralı” aŋlamlarında kullanılır. Osmânlılar, “Sırp” yerine “Sırf” kelimesini de kullanmakla birlikte daha çok Laz = Las şeklini tercih etmişlerdir. Bunun “Lazar”dan bozma olduğu bellidir [Otokton Kafkas halklarından kazık burunlu gerizekâlı Lâzlar ile ilgisizdir].
Vılukoğlu, Vılakoğlu: Sırp kıralı yérine, ba’zen de Sırbistân yerine kullanılır.
Azap: Savaş zamânında Türklerden toplanan, savaş bitince terhis olunan yaya askerine denir. ‘Arabça bir kelime olup “genç”, “bekâr” demektir.
Cerehor: Osmânlı ordusuna Hıristiyanlardan alınan ücretli askerdir. Osmânlı tebaası olan bu askerler lüzûm görülünce alınır, buna karşı kendilerine ücret verilir, savaştan soŋra terhis olunurlardı.
Üngürüs: Osmânlı’da Macar ve Macaristan aŋlamında kullanılan kelime.
Göğüs: Ceng cephesinin merkez bölümü.
Dânişmend: Farsça bir kelime olup “bilgi sâhibi”, “bilgin” demektir. Osmânlı terimi olarak “kadı”dan küçük; fakat kadı olmaya aday kimselere denirdi.
Nedim: Pâdişâh meclislerinde bulunan, pâdişâhın hoşlandığı, ba’zen de fikir sorduğu kimselerdir [Aynı görevdedeki kişilere Moğolca bir sözcük olan “nöker” de diyilirdi].
Narh: Bir madde yâhûd bir iş içün devletçe takdîr edilen fiat ki fazlasını almak suç sayılır ve cezâlandırılırdı. Günümüzde de, özellikle ba’zı yiyecek maddeleri içün bu usûle başvurulmaktadır.
Taşeli: Karaman ülkesinin dağlık ve sarp olan güney bölgesidir ki, Osmânlılar buraya pek geç ve güç hâkim olabilmişlerdir.
Çaç: Samandan yapılmış buğday ve arpa yığını.
Yasaklı (sıfat): Kânûnlara, hakka hukûka saygılı.
Aratna Beğ: Bu beğin adının “iri inci” aŋlamında “Ertene” ve bunun diğer bir şekli olan “Artana” olması muhtemel olduğu gibi soŋ zamânlarda bulunan ba’zı Uygurca yazılara göre “Aratna” olması da mümkündür.
Yazı: Türkçe “ova” demektir.
Kapı Halkı: Osmânlılarda bilhassa “Hassa Askeri” aŋlamında deyimdir.
Doŋuzlu: Bugünkü Denizli.
Gayretli: Osmânlı zamânındaki tâbirle “haysiyetli” ve “gurûrlu” demektir.
Emre: Ağabey demektir.
Tovcı: Ba’zı Osmânlı târihlerinde “Tovacı”, “Toyca”, “Duvıca” şekillerinde de yazılan bu kelime bir asker sınıfıdır ve buradaki ifâdeye göre akıncılardan bir zümredir.
Çarh: “Zamân” veyâ “Dünyâ” aŋlamında Farsça kelime.
Sinirlemek: Atın bacak sinirlerini keserek çökertmek.
Ulûfe: ‘Arabça bir kelime olup, Osmânlılarda öŋce asker maaşı yerinde kullanılmıştır.
Ağaç Deŋizi: Bugünkü Deliorman denen bölge.
Akın vermek: Akıncıların kol kol ayrılarak yağmağa çıkmaları izni demektir.
Zenberek: Pirinçten yapılmış büyük oklar olup, arka arkaya Mi adamı ve kale taşlarını delecek kadar kuvvetli idi.
Ancalayın: Eski Türkçe kelimedir. “Onuŋ gibi”, “onuŋ gibisi” demektir. Kelime daha soŋra “ancılayın” şeklini almıştır.
Çalışmak: Buradaki çalışmak, “yukarıdan aşağıya vurmak” aŋlamındaki “çalmak” fiilinin ortaklaşa şeklidir (Yüz yüze tutub kılınç çalışdılar).
Mevc: Arapça “dalga” demek.
Hûn: Farsça “kan” demek.
Ancalar: Türkçe “birçokları” demek.
Keyt: Eski Türkçe bir kelimedir. “İyi” ve “çok” aŋlamlarındadır. Burada “çok” aŋlamında kullanılmıştır.
Rûberû: Farsça “yüz yüze” demek.
Berk: Türkçe “sağlam” demek.
Demren / Temren: Ok ucu.
Uğraş: Eski Osmânlı metinlerinde muharebenin tam karşılığı olarak kullanılmaktadır. Bilhassa göğüs göğüse yapılan muharebe kastolunmaktadır.
Abdal: Çok kez “Sünnî olmayan derviş” yerine, ba’zen de doğrudan doğruya derviş aŋlamında kullanılmıştır.
Yürüyüş: Eski Osmânlılarda hücum, taarruz etmektir.
Dizdar: Kale kumandanı.
Firengistan: Venedik.
Tatar: Doğu Türk’ü.
Pençik: Alınan tutsak ve ganimetin beşte birini devlete vermek kânûnudur.
Germe: Yüksek duvar.

Ağır elçi göndermek: Gösterişli, kabalaık, çok hediye getiren aŋlamında.
Kebe: Çobanların ve dervişlerin giydiği kaba bir kumaş.
Mehdi: Şiîlerin 12 İmâm’ının soŋuncusu olup, küçük yaşta ölmüştür. Şiîler, onuŋ ölmeyip, gizlendiğini, bir gün yine ortaya çıkacağını söylerler. Bu inanç Sünnîlere de geçmiş ve târih boyunca birkaç kez Mehdiler çıkmıştır.

Ölümle ilgili olanlar:
Kaydını görmek: İcâbına bakmak; ya’nî öldürmek aŋlamında bir deyim.
Belirsiz etmek: Öldürmek.
Hakka komak: Îdâm etmek yerine saygı olsun diye kullanılan tâbir.
Vakıaya uğramak:Îdâm etmek.

2- Ahmedî: Dâstân ve Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osmân

Yerinmek: Üzülmek, eseflenmek.
Ni’me’l-fetâ: Cömertlerin eŋ iyisi.

Sözlük
Ad urmak: Ad vermek.
Alavuz: Alalım, alırız.
Ana: Ona
Anda: Orada, onda, oradan, ondan.
Anlar: Onlar.
Arı: Temiz.
Arıdur: Arıtır, temizler.
Arturur: Artırır.
Avrat: Kadın.
Ayruk: Ayrı.
Bay: Zengin.
Berbidi: Gönderdi.
Berkidelüm: Berkitelim, sağlamlaştıralım.
Bile: Birlikte ile, berâber.
Bulıban: Bulup, bularak.
Bulına: Bulunur.
Bunda: Burada, buraya.
Cıda: Kargı.
Çeri: asker.
Dahı: dahî, daha, bundan başka.
Danış: Arkadaş, tanış, meşrevet.
Dapdı: Taptı.
Degin: Değin, kadar.
Degül: Değil.
Derem: Derim.
Deyü: Diye.
Deyübenün: Diyip, diyerek.
Dönicegez: Dönünce.
Durmak: Kalkmak.
Dutıban: Tutup, tutarak.
Dükeli: Bütün, hep, hepsi.
Düriş: Çabala, çalış, uğraş.
Düşiben: Düşüp, düşerek.
Edem: Edeyim.
Edevüz: Ederiz, edelim.
Ediben: Edip, ederek.
Egirdüb: Kuşatıp, muhasara edip.
Ergürür: Erdirir, eriştirir.
Eriben: Erip, ererek.
Eşre: Aşağı.
Etmeyevüz: Etmeyiz, etmeyelim.
Eydelüm: Söyleyelim.
Eydevüz: Söyleriz, söyleyelim.
Eyit: Söyle.
Eylegil: Söyle, et, yap.
Eyü: İyi.
Geçe: Taraf, yaka, kıyı.
Geliben: Gelip, gelerek.
Gerü: Soŋra, tekrâr.
Görgil: Gör.
Götürdi: Kaldırdı, yükselti, yüceltti.
Gün: Halk, ahali (“elgün” şeklinde “el” ile birlikte kullanılır).
Is: Sâhip.
Issı: Sıcak.
İsteyü: İsteyerek.
İşbu: Bu, işte bu.
Kaçuban: Kaçıp, kaçarak.
Kamu: Bütün, hep.
Kanda: Nerde.
Karavaş: Cariye.
Key: İyi.
Kici: Küçük.
Koŋşı: Komşu.
Kopalı: Zuhûr edeli.
Kova gitdi: Kovalayarak gitti.
Koyuban: Bırakıp, bırakarak.
Nakş urmak: Resim yapmak, çizmek.
Nesne: Şey.
Nice / Niçe: Ne kadar, ne çok, bunca.
Nişe: Niçin, neden.
Od: Âteş.
Oda yakmak: Yakmak, âteşe vermek.
Olar: Onlar.
Olası: Olacak, olmağa layık.
Olavuz: Oluruz, olalım.
Olıban: Olup, olarak, olunca.
Olısaram: Olacağım, olurum, olacaksam.
Öküş: Çok.
Öliserem: Öleceğim, ölürüm, öleceksem.
Sındı: Kırıldı.
Sokıban: Sokup, sokarak.
Sundı: Sundu, uzattı.
Uralar: Vuralar, yağma edeler, vursunlar, yağma etsinler.
Uşandı: Kırıldı, parçalandı.
Uyaz: Sinek.
Üş: İşte, işte o.
Veriben: Verip.
Yağı: Düşman.
Yaŋadan: Yandan.
Yavuz: Kötü.
Yeg: İyi.
Yegrek: Daha iyi.
Yetürdi: Eriştirdi.
Yıkıban: Yıkıp, yıkarak.
Yigit: Genç.
Yitürdiler: Kaybettiler.
Yöre: Civar.
Yudı: Yıkadı.
Yumadılar: Yıkamadılar (yumak = yıkamak).
Yükine: Yükünerek, baş eğerek.
Yüridiben: Yürütüp, yürüterek.

3- Şükrullâh: Behcetü’t-Tevârîh

Engüriye / Engüri: Aŋkara.

Sözlük:
Acun: Dünyâ, ‘âlem.
Ak kemik: Havas [Toplumdaki seçkin sınıf].
Kara kemik: ‘Avâm [Alt sınıf ve ayaktakımı].
Al: Hiyle [Hile].
Albız: Şeytan.
Aldayıcı: Hiylekâr.
Alkış: Hayırdua. [Zıttı beddua = kargış].
Asığ: Fayda.
Ata: Baba.
Batır: Cesur.
Bile: Berâber.
Bitik: Kitâp.
Bodun: Halk, millet.
Bun: Keder.
Çakın: Şimşek.
Danişmend: Danışmân.
Deyiş: Şiir.
Erdem: Fazîlet.
Erk: Kudret.
Esenlik: Sağlık, selâmet.
Esirgenlik: Rahmet.
Işıtmak: Nûrlandırmak.
İnanç: İman.
Kaçan: Ne zamân.
Karganmış: Mel’un [La’netli].
Kırnak: Cariye.
Kıyıcı: Zâlim.
Mengü [Bengü]: Ebedî.
Muştu: Müjde.
Özge: Diğer, başka.
Sayrı [Sayru]: Hasta.
Sü: Asker, ordu.
Sücü: Şarap.
Tapu: Huzûr.
Tutsak: Esîr.
Uçmak [Uçmag]: Cennet.
Ulca: Ganimet.
Yalavaç [Yalvaç]: Peygamber.
Yalaz: Alev.
Yarak: Silâh, yarıcı silâh.
Yarlıgamak: Lütfetmek, bağışlamak, irâde etmek.
Yendek: Dâimâ.
Yılkı: At sürüsü.
Yoymak: Kahretmek, kökünü kazımak.
Yön: Taraf, cihet.
Yumrucak: Tâûn, veba.
Yumuş: Vazife, iş, hâcet.


AlpAytekin

Kökten Türkçü, pagan, liyâkatçı, militarist. Halkbilimci...

 1090 kez okundu. 

Beŋzer Yazılar