Özellikle Doğu Karadeniz, umumiyetle Karadeniz denildiğinde akla gelen ilk şehrin Trabzon olduğunu bilmeyen yok. Esasında Karadeniz dendiğinde akla gelen bölüm, Doğu Karadeniz’dir. Doğu Karadeniz dendiğinde de akla gelmesi gereken şehirler Trabzon, Giresun, Rize, Ordu olmalıdır. Bu şehirler eşittir Doğu Karadeniz, Doğu Karadeniz eşittir Karadeniz.

Bir Trabzonlu olarak, son birkaç yıldır iyice rahatsız eden bazı durumlardan dolayı özeleştiri ihyitacı hissediyorum. Başka şehirlerdeki tanıdıklarımdan Trabzon ile ilgili olumlu yorumlar ve buraya yerleşmeğe ilişkin istekler duyunca ilk başta haliyle seviniyor, sonra gerçeğin acı yüzünü hatırlayınca irkiliyorum. Onlara hep şunu diyorum: «Buranın tabiatı çok güzeldir; fakat her yer gibi buranın da insanı bozulmağa başladı. Ayrıca, burada yaşamak istiyorsan paran veya çevren olmalı». Kimsenin kendi memleketim yüzünden hayal kırıklığına uğrayıp buraya soğumasını istemem. Fakat gerçekler bilinsin isterim. Herkesin kendi şehrine ve bölgesine özeleştiri yapmasını da isterim. Bu ülkede hiçbir yer, sütten çıkma ak kaşık değildir. Çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına deyimi doğrultusunda memleketimin insanını tenkit edeceğim.

Başlamadan önce şunu altını çizerek belirteyim ki burada eleştirdim belli bir kesim vardır ve gerçek Trabzonlular, bir şeylerin farkında olanlar bu kesimi zaten çok iyi tanır ve onlardan rahatsızlardır. Trabzon’u terk edip başka illerde yaşayanların gitme nedeninde bu kesim çok etkilidir. Bunlar ülke ekserisinin muztarip olduğu cahil ve ahmak yığınları ile küresel ve kapitalist dünyanın fabrika yapımı şuursuzlarının Trabzon ayağıdır. Şu bilip bilmeden her halta burnunu sokan, teneke gibi içi boş, sesi çok olan yığın. Trabzonlular, bu tiplerden kendini arındıramadıkça ne yazık ki kurunun yanında yanmağa mahkum olacaktır.

Şimdi gelelim bunların tipik özelliklerine. Trabzon’la ve Trabzonluluğuyla haklı olarak övünmeğe çalışırken yanlış bir yol izleyip kaş yaparken göz çıkarırlar. Övünmelerinde amiyane ve bazen amirane tavırlar gösterirler ve bu da iticilik uyandırır. Karadeniz’in, Trabzon’un kültürel, tarihi, coğrafi özellikleriyle, insanının meraklı ve mizahlı halleriyle, vatanseverliği ve milliyetçiliğiyle övünmeleri gerekirken bunlarla ilgili hiçbir şey bilmezler, boş sözleri ve klişeleri kullanırlar. Bunlardan biri de «Bize her yer Trabzon» gibi cılkını çıkardıkları mottonun çığırtkanlığıdır. Bununla birlikte kuymak, hamsi ve Trabzonspor’u sayabiliriz. Başka bir şey bilmezler. İdrak yoksunluğunu ve saplantı bozukluğunu “inatçılık” sıfatı ile süsleyip gizlediğini sanarlar.

Eğitimsizlik ve görgüsüzlük temelli bir gösteriş budalalığı içün zorbalık yapan serseriler bunu gözükaralık, cesurluk, kahramanlık sanar. Bu halleri ile Kürd barzolarından hallice olduklarının farkında değiller. Kahramanlığı, cesareti ünlü olan bu şehrin bir ferdi olmakla öğünülecekse bunu doğru biçimde göstermek gerekir. Hedefi doğru belirlemek gerekir. Erkeklerin bu davranışları gibi kızların da bir çoğunda hanımağalık gayreti vardır. Özellikle de başka şehire gittiklerinde bu durum artar. Bunların temelinde histrionik, narsisistik türü kişilik bozukluğu olasıdır.

İnsanlarda yoğun şekilde özentilik ve şuursuz bir model alma gayreti vardır. Bu kavga gürültü işleri yerini yavaş yavaş iyi görünmeğe, flört etmeğe ve para harcamağa bırakmaktadır. Ortalık hızla Apaçi kılıklı ahmaklarla doluyor. Moda olan şeylere ilk onlar sahip olur. Gösteriş çılgınıdırlar. Şehri sarmış hastalıklardan biri de dedikodu, fitne ve fesattır. Bu mikroplar birçok insana zerk olmuş durumdadır. Acem gibi abartma, Arab gibi yemin etme gibi başka hastalıklar da vardır. İnsanlar iyice maddiyatçı olmuş durumdadır. Gösteriş ve ego tatmini gülünç haldedir.

Bir spor dalı olan futbolun takımlarına olan fanatiklik ve holiganlık gibi sosyolojik zehirler, burada ne yazık ki çok güçlüdür. Elbette şehir takımı ile bölge, semt takımı farkı birçok insanda vardır ve bu normal, doğal bir durumdur. Fakat TS fanatikliğinde ölçüyü kaçırmışlardır. Bunların gözünde Trabzonspor, kendi şehirleri ile birlikte sanki bir milli aidiyet unsurudur. Türklüğe, Trabzonspor kadar bağlı değillerdir desek yeridir. Futbol tutkunluğuna ulvi ve milli anlamlar yüklenmiş durumdadır. Bir başka sosyolojik zehir de arabesk müziği tutkusudur. Varoş ve avamın adeta dini müziği olan arabesk, Trabzon’da çok yaygındır.

Bu tiplerde köycülük ile çıktığı kabuğu beğenmeme arasında bir bocalama yaşanmaktadır. Köyde evi olan, oturan, yaşayanlar artık bundan çekinme derecesine gelmiş ve bunu bir gerilik olarak sanmağa başlamıştır. Oysaki biraz tarih bilen kişiler Doğu Karadeniz’in Türkleşmesi sırasında bütün Türk göçlerinin köylere, yaylalara, dağlara olduğunu, şehirlere ve kıyılara daha az olduğunu, şehirlerde ve kıyılarda daha çok yabancıların olduğunu ve buraların daha sonradan Türkleştiğini bilir. Her yörenin kendine has ağız farklılıklarının da o bölgedeki Türklerin konuştuğu Türkçe olduğunu bilmeyenler, Karadeniz ağzı ile konuşmayı kabalık, görgüsüzlük, düşüklük sayma gafletindedirler. Kimileri de nerde hangi ağızla konuşması gerektiğinin farkında değildir. İşte millî şuur ve tarih şuuru yoksunluğunun neden olduğu bu aşağılık duygusunun etkisiyle mahalli özüne yabancılaşmak, milli özüne yabancılaşmanın da kapısını aralanmaktadır. Bu ciddi bir sorundur.

Bu tipler dini yobazlık bakımından her yerle yarışabilecek durumdadır. Kapalı hanımlar içün açıkları eleştirmek bir hobiye dönmüştür. Dışarıda, otobüste, herhangi bir yerde açık bir kadın gördüklerinde birbirlerini tanımasalar bile birbirlerine bakar, en ufak bir olumlu geribildirimde hemen sohbete girer, sonra açık hanımı eleştirip ne kadar dindar(!) olduklarını kanıtlamağa çalışırlar. Başı açık hanımın giysisinden, ahlakına; yaşından, parasına kadar dillendirmedikleri boş laf kalmaz. Bu tiplerin erkeklerinin de bunlardan geri kalır yanı yoktur. Halk arasındaki «Erkeğin orospusu» tabiri tam bunlar içündür. Kahvehane filozoflarından tutun, ahlaksız ahlak bekçilerine kadar birçok türü vardır. Her haltı yerler, koruma kalkanı ve temizlenme aracı olarak da namaza giderler. Bu numaralarını herkes yemese de, ses çıkarılmaz.

Gençler şöyle dursun, orta yaş ve yukarısındaki erkeklerde bile üniversiteli kız öğrencilere karşı bir ayartma uğraşı vardır. Cinsi bakımdan ne yazık ki Kürd ve Arap gibi sapıklık derecesine varan faaliyetler, burada malumdur. Eleştirildiklerinde, konuyu erkekliğe getirir veya saldırganlaşırlar. Bu tipler tarla, bağ bahçe işlerinde çoğunlukla kadınları çalıştırır. Kendileri kahvehanede avareliktedir.

Bu tiplerin buraya kadar saydığımız özellikleri ne yazık ki ülkemizin her ilinde, ilçesinde kendine has biçimde mevcuttur. Trabzon versiyonları da özetle böyledir. Şimdi gelelim asıl önemli tehlikeye.

Bilindiği üzere bir “Laz” olayı var. Bilen de bilmeyen de konuşuyor. Önce bunun ne olup ne olmadığına bir bakalım. Kısaca açıklamak gerekirse Kafkasların otokton (yerli) halklarından biri olan Lazlar, dil ve soy bakımından Türk olmayan bir halktır ve Doğu Karadeniz’de en çok Rize ve Artvin illerinde otururlar. Sayıları azınlıktır; bu iki bölgenin ezici çoğunluğu Türk oğlu Türk’tür. Trabzon’da ise bu iki ile oranla daha azlardır. Vaktiyle Pontosçuların ve sosyalist-komünistlerin dergi, dernek, müzik gibi çeşitli alanlarda yürüttükleri propagandaların sonucunda Doğu Karadeniz dendiğinde yanına mutlaka bir Laz, bir Rum adı ekleme, burada sanki onlar da Türkler kadar çokmuş gibi, yöre kültürüne ciddi etkileri varmış gibi gösterilmeğe çalışıldı. Bu ihanet ve hainlik tohumları da cehaletimiz nedeniyle yeşerdi, meyve verdi. Bu tehlikeyi zamanında fark eden aydınlarımız, askerlerimiz çeşitli bilgilendirmeler yaptılarsa da bu Pontosçu ve sosyalist-komünist parazitler kadar etkili olamadılar. Kalem ve kılıç ehli şehit Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan Bey’in yazdığı “Trabzon İli Laz mı, Türk mü?” adlı makalesinde ve başkalarının çalışmalarında durum çok rahat ve net şekilde anlatılmakta, bölgenin Türklüğü belirtilmektedir. Pontosçuluk ve Rumluk, Yahya Kahya gibi Topal Osman Ağa gibi İpsiz Recep gibi Hekimoğlu gibi kahramanlarımız sayesinde çok etkin olmasa da Lazlık, özellikle “ad san” olarak etkilidir. Bu bahsettiğimiz tipteki cahiller, Lazlığı Karadenizliler içün kullanılan bir lakap, bir unvan, bir sıfat olduğunu sanıyorlar ve bu yönde kullanarak hem içeriye hem dışarıya karşı anlam kargaşası oluşturuyorlar. Bununla da kalınmıyor, bu sözde Lazlığı milliyetçilik maksadıyla Kürdlere karşı savunarak, sahipleniyorlar. Kaş yapayım derken göz çıkarmanın alası budur.

Lazlık ve Rumluk nasıl bu kadar güç kazandı ve halen güçlü? Rum-Pontosçuluğu Yunanistan ve arkasındaki Avrupalı devletler, Lazlığı da daha çok Almanlar desteklemektedir. Doğu Karadeniz’in horon, kemençe, halk mimarisi gibi folklorik unsurlarını özellikle müzik ile birlikte kullanarak gizli biçimde Pontosçuluk ve Lazcılık yapılmaktadır. Trabzon, Rize, Artvin illerindeki sözde kültür dernekleri, kurum ve kuruluşları, sosyallist-komünist ve HDP’li sözde sanatçılar canla başla Pontosçuluk ve Lazcılık propagandaları yürütüyorlar. Onlardan olan sanatçılar ünleniyor, başka illerdeki insanlar bizim yörenin müzikleri diye bu piçlerin yaptıklarını tanıyor ve dinliyor. Biz ise kendi yöremizin sanatçılarını beğenmiyor, sahiplenmiyor; hatta küçümsüyoruz. Meydan bunlara kalıyor. Biz kültür etkinliği diye tutturduğumuz kuymaktan başka iş bilmezken onlar yaylalarımızı, dağlarımızı karış karış geziyor, çalışıyorlar. Buraya dönmenin hayalini kuruyorlar.

Daha kemençenin bir Türk çalgısı olduğundan, horonun bir Türk halk dansı olduğundan habersiz cahiller, bu örtülü faaliyetleri anlamıyor ve istemeden çanak tutuyor. Bu bölgelerin yetiştirdiği büyük kemençe ustalarımızdan birinin bile adını sayamayanlar, Karadenizlilikle öğünmeğe kalkıyor, adından ve tipinden uğursuz olduğu belli sanatçı bozuntularını dinliyor. İşte bizim en ciddi sorunumuz, bizi bekleyen en büyük tehlike budur. Son seçimlerde Doğu Karadeniz illerinde HDP’nin ne kadar oy aldığını, yöremizde ne kadar sosyalist-komünist olduğunu, Lazcı ve Pontosçu olduğunu, son aylarda bölgemizde yaşadığımız Kürd terörü saldırılarını ve sızma girişimlerini işte bu ortam hazırlamıştır. Biz, bizden olanı tutmazsak, kendimizi burada emeli olan halkların adıyla adlandırırsak, kendi değerlerimizin bize değil de diğer halklara ait olduğunu sanarsak burada emeli olanların kültürel ve askeri saldırılarını fark edemeyiz ve onların istediği ortamı oluştururuz.

Kurtuluş Savaşı sırasında Erzurum Kongresini hazırlayanlarla bunlar aynı insanlar mı? Bilindiği üzere bu kongreye Trabzonlu ve Erzurumlu milliyetçi vatanseverler katılmıştır. Bu saydığımız kritik durumlardan habersiz olanlarla bu kongreyi yapan irade bir mi? Kendimize gelelim.

Bu tipler kendini ıslah etsin. Bilinsin ki ıslah olmayan, itlaf olur.


AlpAytekin

Kökten Türkçü, pagan, liyâkatçı, militarist. Halkbilimci...

 394 kez okundu.